Hırsız bey gelmeniz lazım artık

Şu kapıdan tam şimdi girin hırsız bey. Kuzgunlar uyumadan, ay buluta değmeden gelin. Yıllardır bir garip kapıcı, bir de temizlikçi kızcağız dışında pek bir şey sunmadı o kapı. Bir nefes borçlu bana. O kapıdan gelin. O adi kapı, ah ne gidişlere izin verdi bilseniz… Şimdi bir kıpırtılık öykü yetmez bu hayata. Büyük bir vurgun olmalı. Nefesim kesilmeli ki, anlayın hırsız bey, ölmeden ‘yaşadım’ diyeyim.

Hırsız bey yemin ki koynum temizdir. Ağlayabilirsiniz orada. Yara bandı olamadığım her adam hatırına sizi dinlemeliyim belki. Işıkları da söndürmeli. Aydınlığı sevmezsiniz, bilirim. Hırsız bey anlayın beni. Bu öyküye ihtiyacım var. Çok tenha bu oda. Başta bir irkilirim belki, ama söz sakin duracağım. Çalacağınız şeyleri hazır ettim. Yaslı, duvarda beklemekte. Korkmayın siz de. Diz dize oturalım. Bir bakış atayım hınzır, sonra sessizce gömülün koltuğa otuz yıllık yerinizmiş gibi. Ben bir adama mezar açtım diye başlayayım lafa. Ya da konuşmayalım öncesini. Usul usul ağlayalım birlikte. Usul usul da uymaz bu hikâyeye. Sarsılarak ağlayalım müziğin sakinliğine inat. Yaşımdan başımdan utanmayayım yanınızda. Sabaha dek kalın koynumda. Lavanta da koyarım sutyenime. Sarkık memelerimden kokulu yastıklar yaparsınız kendinize. Kederinizi akıtırsınız tane tane göğsümden içeri. Ben kulağınıza fısıldarım gece hikâyelerimi. Pencereyi de açarız, belki bir gören olur mahallede. Arkamdan laf çıkartırlar; gece çökünce eve yarı yaşında oğlan alıyormuş, diye. Hatırlarlar varlığımı, unutulmam ben de bir köşede.

Hırsız bey gelmeniz lazım artık. Yaşım geçtikçe geçiyor her saniye. Hatırlanacak bir şeyler bırakmalıyım geriye. Sabaha karşı çıkarsınız; bu kez pencereden. Kapıdan çıkıp giden adamları sevmem ben. Eski bir hikâyeyi hatırlatmadan gidin bana. Bu sizin şahsınıza münhasır bir yaşanmışlık olmalı. Ya da çıkın kapıdan, arkanıza son bir bakış atın. Son bakışınız bir sızı düşürsün içime. Bir değişiklik olsun bu kez. Geri gelmeyin ama halime üzülüp. Gündüz olunca kaybolur hırsızlar. Etaminler başlar, yalnız edilen kahvaltılar; demlikte çay gelir, kahvenin yanına konan bayata dönük kurabiyeler, sokak sesleri gelir. -çocuklar belki döner bir bakış atar pencereme uysalından.-

Kovalarlar sizi hırsız bey. Gündüzün bencilliği dolar evime; kovar sizi. Sabaha karşı gidin siz. Arkanızdan feryat ederim. Üç numaradaki yaşlı teyzenin evine hırsız girmiş diye konuşurlar. Ben tek çığlıkla anlatırım ömrümü. Etrafımı ölümümden önce belki ilk kez saracak kalabalığa bakarım. ‘Bakın ambulans kapıya gelmeden önce de bir kez sardınız etrafımı. Ceset olmadan önce de baktınız bedenime. Dinleyin şimdi çığlıklarımı.’ Tek çığlıkta anlatırım derdimi. Söze gerek yok. Teyzenin feryadını hatırlasınlar yeter. Ne dediğimi bile unutsunlar. İçimde tutmaktan küflenmiş kelimeler çorba olsun, tek çığlıkta kusayım. Anlamasınlar; hissetsinler yeter.

“Hırsız var!”

Hırsız kadını çalmış desinler. Kadından hırsızlar geçmiş. -Ah o geçmiş!- Hırsızlar her yerde desinler. Hırsızlar etrafımızı sarmış…

Ama lütfen uğrayın artık odama hırsız bey.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × 1 =