Mor Kadraj: ‘Mülksüzler’

“Ne sahibim bu yerde, ne kiracı…

Sadece bir ömürlük misafirim ben…”

– Tabutta Rövaşata

(Derviş Zaim, 1996)

Karadenizin Şahinkaya köy tüzel kişiliğine bağlı Kuşmer yaylasında kadınlara ev edinme hakkının tanınmaması sadece barınma ihtiyacını karşılayan bir mülkün değil, kadınların yaşam alanının ve gündelik yaşamının da tahrip edilmesi anlamına geliyor. Kadının mülk edinme hakkının olmamasına bir yok sayma politikası diyebiliriz. Mülksüzleştirilmek, sadece ekonomik olanı anlamak için araç değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyetin yeniden inşa edilmesi olarak ele alınabilir.
Karadeniz yaylalarında kadınlar için “güzel” olan birçok şey mülksüzleştirilmenin de etkisiyle yok edilmiştir. Bu çerçevede, kadına mülk hakkı tanınmayarak yaylayı kadın için “güzel” yapan birçok şey de yok edilmiştir.
W. Giles’ın  Engendering Forced Migration: Theory and Practic’ de değindiği gibi; ‘’ev mekanının içine gömülü olduğu ilişkisel ve duygusal alanı kapsar hale gelir.’’ Yaylaya giden kadınlar kendi evlerinde (resmiyette akrabalarının evinde) misafir olarak kalırlar. Yaylasından, memleketinden, memleketlilerinden, kökünün büyüdüğü toprağından ve hem sahip olamadığı hem de ait olmakla olmamak arasında kaldığı evlerinden edilmiş, hiçleştirilmiş kadınlar için arada kalmışlık ve aidiyetsizlik başlı başına bir buhran yaratır. Örneğin yaylada dedemin bir evinin olması, bana orada özgür olduğumu hissettirmekte yeterli değil. Oysa çocukluğumun en özel anlarının geçtiği ev orası. Ancak kendime ait bir odamın olmayışı beni ister istemez köklerimin bulunduğu yere ait olmakla olmamak arasında bırakıyor.

Bu çalışmada kendimi ve kadınları ‘hiç’leştiren, sorgulamaktan ve yayladaki kadınlardan yola çıkarak bütün kadınların gerçekliğiyle kendi gerçekliğimi birleştirerek, Karadeniz’de bir kadının gündelik yaşamda ne denli var olabildiğini, yaşadığı ya da yaşamak istediği yere, kendini ‘oralı’ hissettiği, ait hissettiği yere ne denli ait olabildiğini ya da kök salabildiğini sorguladım. Kadını yok sayan yayla sistemini belleğimi ortaya çıkararak aktarmayı seçtim. Köksüzlüğüne bile kök salan kadınların köklerini kurutmaya çalışan erk’in yayla kültürünü sorgulamayı amaçladım. Farklı dertlerden mustarip olsak da benzer ‘şey’lerin ortak kullanımı kadınları potansiyel ortaklıklara çeker. Bu yüzdendir ki bir kadının hikayesinden yola çıkılarak bambaşka kadınlar anlatılabilir. Kişisel hikâye içinde toplumsal bir hikâye, kişisel bir metafor içinde toplumsal bir metafor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + 17 =