Şey var ya, şey… Mastürbasyon!

11-12 yaşlar, yaz tatili bitmiş, okul başlamış. İlk gün ders mers yok, şamata. Herkes tatilde ne yaptığını anlatıyor. Ayşe’nin ayağına deniz kestanesi batmış. Ali otuzbir çekmiş. İpek ödevlerini ilk hafta bitirip yaz boyu rahat etmiş. Ege otuzbir çekmiş… Yani bizim sınıfın oğlanları mastürbasyonla tanışmış. Bu büyük keşif (aslında aktarılmış deneyim) dillerinden düşmüyor. ”Örtmen seni çağırıyor, ha bi de ben otsbir çekiyom.”, ”Haayır işte hakem hile yaptı, ben otsbir çektim biliyon mu?”, ”Kalemtraşını versene ya, sen otsbir çekmiyon mu?

Bu muhabbet aylarca sürdü, henüz tanışmamış olanlar da mastürbasyonla tanıştırıldı. Biz kızlar da ne olup bittiğinin farkındayız, çünkü her şey tüm açıklığıyla konuşuluyor. Bütün olay pipi, sıvı sabun, çıplak kadın… Diğer kızları bilemem ama ben sinirlendim. Ben neden çekemiyorum? Bu iç isyanımı sınıftaki oğlanlardan biri duymuş olacak ki kantin sırasında benimle muhabbet etmeye başladı.
– Biliyosun biz erkekler otsbir çekiyoz.
+ Biliyorum.
– Kızlarda da 52 diye bi şey var, duydun mu hiç?
+ Hayır.
– Şimdi bak eve git, çişini yap. Sonra o küçük fındık var ya, işte onunla 52 defa oyna.
+ Sus be iğrenç sapık!
– Yarın bana anlat nolduğunu.

Çocuğun sırtına bir yumruk, kantin sırasını terk ediş, eve dönüş, tuvalete gidiş…
Sonra sayım başladı: 1,2,3,4,…………13,14…
Etkinlikten henüz bir şey anlamamıştım ve aniden zihnimin köşesinde barınan bir anı gözümde canlandı: Sahne değişti; yazar 8, 9 yaşlarında, ailecek gidilmiş otelin havuzunda. Küçük yazar, bacaklarını açmış ”fokurdayan suyun” üzerinde hoş dakikalar geçiriyor. Bunu gören anne, sinsice kızına doğru yüzüyor ve işte o klasik konuşma: ‘Bak kızım …….kızlık..zar..yani ….biz …bla bla bla….KOCA …….ve …..evet…. EVLİLİK…. zarar…. aynen….. zarar…. gelmemeli…”
Tuvalete dönüş, hızlıca kalkış, yatış, ertesi gün okulda çocuğun yüzüne pis pis bakış…

Bu konu uzun süre kızlar arasında hiç dile getirilmedi. Ben de unuttum gitti. Ama yine de küçükken koltuğun kenarını at olarak kullandığım prensesçilik oyununu düşünmeden edemiyordum. Ya da külotumun sıkıştığında verdiği o hissi. Plates topunda zıpladığım anlar… Tüm bu anımsamalar arasında bir bağlantı vardı orası kesin.

Olayı çözmem için aradan 1 sene geçmesi gerekti. Önce her şey zihnimde başladı. Kendime dokunmam gerektiğini bilmiyordum ama zaten sadece zihin bile yetiyordu. Sonrası bulanık, küçük deneyimler, internetteki saçma siteler… Ve bir gün ansızın bir orgazm. Kalp krizi bu yaşta olabilir mi? Elektrik mi çarptı ki? Nasıl yaptım lan?!

Daha fazla araştırma, daha fazla taktik, -he bir de işi ilerletip- ansiklopedi karıştırma… Bir de o zamanlar müthiş inançlıyım tabi; hemen günah mı, değil mi ona bakmalar… Sonra level atladım; Thales’in arkhe’si su, benimki ise basınçlı su oldu. Bir yandan içten içe düşünüyorum; “E ben zaten küçüklüğümden beri yapıyormuşum bunu, hem de kendim keşfetmişim.”, “BEN SINIFTAKİ OĞLANLARDAN DAHA ÖNCE OTSBİRİMSİ Bİ ŞEYLER YAPIYORMUŞUM.” Bu keşfim gizli kalmamalıydı, önce bütün sınıf, sonra bütün okul, sonra tüm dünya öğrenmeliydi. Herkesler, herkeesler yapmalıydı. Yoksa yapıyorlar mıydı?

Kız kankalarıma alttan alta konuyu açmaya çalışıyorum. Fakat hiç oralı olmuyorlar.
– Ya sen şeyi biliyo musun?
+ Neyi?
– Ya şey işte mastyrhungv
+ Ne?
– Ya mastürbahjfgnkvbu işte!

Uzun süre dünyanın en güzel duygusunu kendime saklamanın vicdan azabını çektim. Ama ne yapayım, konuş açılır açılmaz hemen kızarıp bozuluyorlardı. Yahu, bir dur da dinle, sana büyük iyilik yapacağım… O yaşta başladı bendeki bu misyon. Bir süre sonra anladım ki koynumda yılan beslemişim. Bir değil, iki değil, tam üç kız kankam meğer zaten mevzuyu keşfetmiş. Kafa kafaya verdik ve başladık araştırmalara. “Yoo, hiç de bozmuyormuş zarı marı.” Kukudaki fındığın da bir adı varmış, falaaan filan…

Şimdi gelelim asıl meseleye. Her şey kendini sevmekle başlar derler ya, evet aynen öyle. Önce kendini tanı, sonra kendini sev, mutlu et kendini. Çünkü hak ediyorsun. Bu cümleleri her yerde duyabilirsiniz. Benim size soracağım ise şu: Ya neden kendinize dokunmuyorsunuz? Kendinizi okşamayacaksınız da kimi okşayacaksınız? Canım kendim. (Yazar omzuna bir öpücük kondurur.)

Açıkçası ben mastürbasyonu sadece cinsel bir aktivite olarak görmüyorum. Mastürbasyon bir nevi meditasyon, kişisel gelişimin pratik hali. Bu insanın bedenine teşekkürü, ödülü. Bu insanın yaşamına ödülü. Bu bir stresle başa çıkma yolu, en güzel spor ve en özgür eylem. Orası, o yatak, o koltuk, o duşa-kabin… Sadece senin ve sadece sen varsın. Seni sadece sen görüyorsun, sadece sen duyuyorsun. O yüzden istersen ışığı sonuna kadar aç, bırak göbişin katlansın, şekilden şekle gir. Yok sağ memiton sol memitondan küçükmüş, falanmış bırak kendini, bi sal ya… İstediğin şeyi hayal et, istediğin kişiyi hayal et. Sıkıldın mı? Bas tuşa değişsin. Hani orası var ya; fındık, fıstık, lale, top, klitoris. İşte orası; senin dünyanın merkezi, bütün organlarının taptığı şey orası. Klitoris son figürünü yapıp dansı bitiriyor, işte sonra o müthiş alkış ve tezahüratlar. Sonra teşekkür konuşması:
– Teşekkürler ayaklarım bugün çok yoruldunuz, teşekkürler karaciğerim dün gece çok üstüne geldim.
Canım kalbim iyi misin, canım başım ağrı gitti mi?

Böyle böyle tanırsın işte bedenini. Belki vücudunla böyle barışırsın, böyle seversin kendini. Sahneden indin. Bence şimdi daha iyi hissediyorsun. Sen inkar etsen bile bilim cevap verir. “O zaman dans, o zaman renk!” var ya hani; işte bu tam olarak o! Örneğin; geçen bir dizide seyrettim; kadınlar MR sırasında mastürbasyon yapıyor ve beyinleri izleniyor. Orgazm anında beyin rengarenk… Açınız bakınız şu fasulyenin faydalarına.

Şimdi, ben bu yazıyı neden yazdım? Adım kadar eminim ki kendine hiç dokunmamış kadınlar var aramızda. Kendine dokunmasını bilmeyen, bir deneyip bir vazgeçen. “Aman bu yaştan sonra olur mu öyle şey?” diyen. Bu liste uzar gider. Kadınlar da mastürbasyon yapar değil, kadınlar mastürbasyon yapar. Ama bazısı saklar, bazısı utanır, bazısı çekinir. Kimse kimseyle paylaşmak zorunda değil, kimse bunu belirtmek zorunda değil. Ama bu tabu olarak kalmışsa içimizde, işte o sıkıntı. Bazı babalar oğullarına öğretiyordu. Kapıyı yavaşça açıp oğlunu bilgisayar karşısında iş üzerinde yakalayan baba sırıtıyordu. Ama anneler kızlarına bundan hiç mi hiç bahsetmiyordu. Neden? Geri kalan her şey gibi bu sorunun da cevabı belli…

Bu yazı sitem içeriyor tabi ki! Ama bu sitem kadınlara değil. Kadınları kendilerine dokunmaktan alıkoyan şeye. O şey, öyle bir şey ki güzel olan her şeye takmış kafayı. Zarsa zar, yırt at gitsin! Sanki çok mühim. “Yok edep medep bıraaak yeaa…” O şeyin adı şey olsun, güzel şeylerin bir adı var çünkü; mastürbasyon. Evet, mastürbasyon. Mastdyrtncbg değil, şey değil, mastürbasyon!

Başta da söylediğim gibi daha hatırlayamadığımız çocukluk zamanlarımızda keşfettik biz bu mastürbasyonu. Şimdi biliyoruz o küçük tatlı oyunların ne olduğunu. Şimdi hatırlıyoruz, şimdi yeniden tanıştık. Hadi işin mistik, mucizevi, bedensel halini geçtim. Böyle bir sistemde, böyle bir sisteme en güzel kafa tutmadır mastürbasyon. Mis gibi bireysel direniş. Kesin bilgi yayalım, hatta bütün yazıyı yayalım en iyisi. Duymayan, dokunmayan kalmasın. Herkes kendini öğrensin, herkes kendini sevsin, herkes kendini mutlu etsin. Kimse su faturasını düşünmesin… Hadi omzumuza birer öpücük… (Ve yazar yazıyı bitirir.)

 

Görsel: Tulya Çavuşoğlu

Şey var ya, şey… Mastürbasyon!” için 2 yorum

  • 28 Ekim 2017 tarihinde, saat 16:14
    Permalink

    Merhaba ilk olarak ben 18 yaşındayım ve açıkçası evet 17 yaşımdan beri mastürbasyon yapıyorum. Nedensizce kendimi hep suçlu ve kötü hissederdim. Bu yazıdan sonra biraz daha rahatlamış hissettim. Teşekkür ederim.

    Yanıtla
  • 28 Ekim 2017 tarihinde, saat 16:52
    Permalink

    bol kahkaha ve tebessümle okudum. harikasınız!

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six − 3 =