Taciz: Bizim Bedenimiz, Sizin Şiddetiniz!

Taciz kavramı, bu kavramın içerdiği anlamlar ve dışarıda bıraktığı davranışlar sosyal medyanın son birkaç aydır en çok ses getiren tartışması. Tartışılıyor derken, bir yere varıldığı sanılmasın. Biraz kısır döngüye girdi, kendi kendine yuvarlanıyor. Neyin tacize girdiği, neyin girmediği konuşulurken garip sözler de ediliyor. Örneğin, kimi, kadınları fazla “hassas” bulduğunu, taciz olduğu söylenen bazı şeylerin aslında taciz olmadığını öne sürüyor, “Sevgilisinin saçını okşayan erkek de mi taciz ediyor?” gibi sorular yöneltiyor. Bu yazının amacıysa, günlük hayatımızın bir parçasına dönüşen taciz tartışmalarını, yine günlük hayatın içinden ilerleyerek sağlam bir zeminde yürütmeye katkı sağlamaktır.

Kadına yapılan tacizin bir kadın tecrübesi olduğundan yola çıkarak, farklı sınıflardan (alt orta, orta, orta üst), şehirlerden (İstanbul, Ankara, Şanlıurfa, Bursa, Kastamonu vs.), kültürlerden, yaşlardan (22-37) ve meslek gruplarından (öğretmen, öğrenci, mühendis, çevirmen, insan kaynakları çalışanı, finans danışmanı vs.) kadınlarla görüşüp “Taciz nedir? Hangi davranış, ne zaman tacizdir? Ne zaman taciz değildir?” gibi sorular yönelttim. Bu kadınların bir kısmı benim çevremdenken, bir kısmına canım Dilan aracılığıyla ulaştım. Görüşmecilerimin yorumlarını yazının ilerleyen kısımlarında bulacaksınız; bu yorumlar üzerinden taciz tanımlamaları yapıyor, tacizi kategorilere ayırıyor olacağız. Sonraki bölümde tacize neden uğradığımızı ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi tartışacağız. Başlayalım mı?

Taciz Nedir

Aslında, TDK son derece basit ve anlaşılır kelimelerle açıklıyorken, neyin taciz olduğunun tartışılması, tacize uğradığını beyan eden kadına “Yok yahu, abartıyorsun,” denmesi oldukça absürt. Peki, ne diyor TDK? “Taciz: (isim) Tedirgin etme, rahatsız etme”. Bu açıklamadan ve bir kadın olarak kendi tecrübelerimden yola çıkarak, beni rahatsız eden şeyin taciz olduğunu söylemekte bir beis görmüyorum. “Hayır”ı yanıt olarak kabul etmeyip karşı tarafı rahatsız etmek, birinin peşine takılıp onu tedirgin etmek, dolmuşta herhangi bir yerine bilinçli (!) bir şekilde elleyip, “tepki versem bana mı saldırırlar yoksa ona mı bir şey yaparlar?” tedirginliğini yaşatmak tacizdir. Ama taciz cinsel istismarla sınırlı değildir, saat başı arayan ebeveyn de taciz ediyordur, dedikodunu yapan arkadaşın da taciz ediyordur, şaka yollu hakaret eden tanıdığın/tanımadığın da. Çünkü, bu tecrübenin yaşatıldığı kişi rahatsız oluyordur, kendini tedirgin hissediyordur.

Ancak, bu argümanlar da bir noktada tıkanıyor. Rahatsızlık ve tedirginlik sübjektiftir (benim rahatsız olduğum şeyden başkaları rahatsız olmayabilir). Bir bireyin bizimle aynı şeyden rahatsız olmasını beklemek veya bunu empoze etmek de tacize girer mi diye düşünmek zorunda kalabiliriz. “Hayır, bundan tedirgin olmak zorundasın, nasıl olmazsın?” demek de pek özgürlükçü görünmüyor en nihayetinde. Sevgilisi, mini eteğine karışan kadın, korunduğunu, kollandığını zannederken tacize uğruyordur aslında; oysa farkında değildir. Ama bu kadına tacize uğradığını diretmek de onu rahatsız edecektir. Bu, tartışmanın tıkandığı noktalardan biri. Yazımızda buna dair neler yapabileceğimizi de inceleyeceğiz.

Görüştüğüm kadınlardan aldığım yanıtların büyük kısmı doğrudan, aşağıda göreceğiniz cinsel tacizi tanımlıyor. Ancak bunun dışında da, özel alanlarına müdahale eden, kendilerine hakaret eden, saygısızca sergilenen tavırlardan rahatsız olduklarını ve rahatsız olukları için bunları taciz diye adlandırdıklarını söyleyebiliriz.

Cinsel Taciz

Yukarıda da bahsettiğim gibi, görüştüğüm kadınların, sadece kendi tecrübelerine dayanarak konuşanları, taciz nedir sorusuna hiç tereddüt etmeden cinsel taciz örnekleriyle yanıt verdi. Hatta Ş. (37) “Taciz cinsel içerikli olmalıdır aslında,” diyerek başladı anlatısına. Z. (32) “Ellemek tacizdir; ama taciz ellemekle sınırlı değildir. Laf atmak da tacizdir,” dedi.  H. (27) “Taciz, ‘istemiyorum’ dediğimde ‘hayır, istiyorsun,’ denmesidir,” dedi. Kadının en çok yaşadığı taciz türünün bu olduğunu söylemeye dahi gerek yok; fakat akla gelen ilk (bazen tek) taciz tanımının bu olduğunu düşününce, kadının en çok farkında olduğu taciz türünün bu olduğu yargısına varabiliriz. Bu bağlamda, başka taciz türlerine giren davranışların da öğrenilmesine katkıda bulunabiliriz.

Peki cinsel taciz bunlarla sınırlı mıdır? Değildir, gözlerini karşısındaki kadına diken adam veya kadın da taciz ediyordur. Tedirgin olur o kadın, beden bütünlüğü için korkar, travma yaşamaktan korkar. Üstelik bu korku da başlı başına bir travmadır. Yolda birinin size kişnemesi (şaka yapmıyorum), ıslık çalması başlı başına tacizdir; ellenmeye gerek yok tacize uğramış olmak için. Sevgilisinin saçını okşayan adam da mı taciz ediyor saçmalığına gelince; kadın istemiyorsa taciz ediyordur. O kadar!

Şu “Hayır diyen kadın naz yapıyordur,” uydurması da minareyi çalanın kılıf hazırlaması. Kimse naz filan yapmıyor, bu kadın seninle flört etmiyor, seni istemiyor!

Özel Alanın İhlali

Görüştüğüm kadınların, özel alanın ihlaline vurgu yaptıkları taciz tanımı ikiye ayrılıyor. Birincisi, tanıdığımız birinin özel alanımızı ihlal etmesiyken, öbürü tanımadığımız birinin ihlal etmesi. Birinciye bakalım.

Tanıdığımız ve özel alanımızı ihlal eden kişi, romantik bir ilişki içinde olduğumuz bir birey olabilir, örneğin G (22) “Bazen sevgilimin rahat vermemesi tacizdir. Dakika başı araması. İkili ilişkilerde ısrar tacizdir,” dedi. Önceki başlıkta H (27)’den yaptığım, “Taciz, ‘istemiyorum’ dediğimde ‘hayır, istiyorsun,’ denmesidir,” alıntısı da bu başlık altında incelenebilir. Bizim neyi isteyip, neyi istemediğimizi bildiğini iddia eden kişi, pekâlâ burnumuzun dibindeki insan da olabilir. M (24)’ün “Taciz, özel alanımın benim isteğim dışında ihlal edilmesidir. Bu gereksiz aramalar da olabilir, bazen hoşuma gitmeyen bir soru bile olabilir,” demesi kişiyi “rahatsız veya tedirgin eden” davranışlara, tanıdıklarımız tarafından da maruz bırakılabileceğimizi vurguluyor. Fakat M’nin yorumunu romantik ilişkilere yormak zorunda değiliz. Herhangi bir ilişki içinde olduğumuz herhangi bir bireyin, bizi rahatsız eden davranışlarını bu yorumla değerlendirebiliriz. Herhangi bir insan, neden kendini hayatımızdaki otorite olarak görür? Neden alanımıza girmek onun için sorun değildir? Hatta alanımıza giriyor olduğunu, o alanın bize ait olduğunu neden düşünemez?

Tanımadığımız kişilerin, özel alanımızı ihlal etmesi hakkındaki yorumlarsa, çoğumuzun saygısızlık deyip geçtiği; oysa aslında apaçık taciz olan vakalarını vurguluyor. Burada, herhangi birinin meraklı bakışlarından, kişisel alanımıza girmesinden yani fazla yakın durmasından söz ediyor olacağız.

Meraklı bakış derken kast ettiğimiz şeyde cinsel bir alt metin aramamamız gerekiyor gibi görünüyor; örneğin A. (27) “Metrodayken yandan telefonuna bakılması tacizdir,” dediğinde, birinin, özel hayatına burnunu sokmasının onda rahatsızlık uyandırdığını ve bu rahatsızlığın taciz olduğunu bildiriyor. Ancak, ben birinin telefonumuza bakmasını, ne olduğunu merak etmesini, üstelik kendinde bu hakkı görmesini kadın olmamıza bağlıyorum. Bu sebeple, bunun da cinsel bir alt metni olduğu kanısındayım. Bunun için, bu eylemi gerçekleştiren kişinin bir erkek olmasına dahi gerek yok. “Bu kadın kiminle mesajlaşıyor?” sorusunu, muhafazakar bir kadın da sorabilir, sorma hakkını kendinde görebilir. Zira “bu kadının” mesajlaştığı kişi bir erkek olabilir maazallah, namusuna zeval gelebilir (!)

Psikolojik/Duygusal Taciz  

Bu başlık altında, başlığın önerdiğinin aksine, sadece duygusal tacize yapılan vurguyu anlatmayacağım. Çünkü, görüşmecilerimin bir kısmı cinsel tacizi, psikolojik etkisi üzerinden yorumlarken, bir kısmı özel alanın ihlalini bunun üzerinden yorumladı. Maruz kalınan her tacizin psikolojik bir travma olduğunu biliyoruz aslında; haliyle burada buna vurgu yapmak zorunda olduğumu hissediyorum.

Bahsettiğim yorumlamanın en güzel örneği H. (26)’dan geliyor: “Karşıdaki insanın fiziksel ve psikolojik alanına onun izni olmadan müdahil oluyorsan taciz ediyorsundur. Bir adamın karısına şişko demesi de psikolojik bir tacizdir bence, yolda yürürken sana laf atılması da.” H, burada fiziksel alana yapılan müdahaleden ve bildiğimiz psikolojik tacizden de söz ediyor; evet; ama cinsel tacizin psikolojik yönüne de vurgu yapıyor.

  1. (28)’in “Kaynanamın beni her gün arayıp hakaret etmesi tacizdir,” açıklamasınıysa, dibine kadar psikolojik taciz, hatta şiddet olarak yorumlayabiliriz. Aslına bakarsanız, bu da N’nin kadın olması sebebiyle yaşadığı bir taciz. Kaynana kişisi, yıllarca yaşadığı ezilmişliğinin acısını, artık kaynana olduğundan ezen durumuna geçebileceğini düşündüğü ve karşısındaki insan bir kadın olduğu için N’den çıkarıyor. Kaynana kişisi bir erkeğin kaynanası olsaydı da her gün arayıp hakaret edebilecek miydi?
  2. (26)’nın örneğine yeniden bakalım; “Bir adamın karısına şişko demesi de psikolojik bir tacizdir bence.” Uğradığımız hakaretler psikolojik şiddet, duygusal istismar, psikolojik taciz, adına ne derseniz deyin; bunlara girer. Peki niye hakarete uğruyoruz? Biz hayatımızdaki erkeğe şişko diyor muyuz da, bir adam kendinde bu hakkı görüyor?
  3. (27) “Duygusal taciz, bir kadının kendisinden ‘beklenenleri’ gerçekleştirmesi için ısrar ve zorlamaya varacak boyutta davranış ve tutuş empoze etme yöntemidir. Bedensel taciz, bir kadının rızası olmaksızın fiziksel alanının ihmal edilmesidir,” diyor, bu yorumla, N’nin yorumunu birleştirebiliriz. N. de kaynanasını ondan beklediği gibi bir kadın olmadığı için hakaret duyuyor, bu yüzden tacize uğruyor. Bu iki örneğin ortak paydası, bu kadınların cinsiyetleri sebebiyle tacize layık görülmeleridir. Herhangi bir eksiklikleri yok, kimsenin onlara bir davranış empoze etmeye ihtiyaçları yok, ama birileri kendinde bu hakkı görüyor. Üstelik N. buna karşı geldiği için hakarete maruz kalıyor.

Neden tacize uğruyoruz?

Görüşmeleri yapma sebebim, neden tacize uğradığımızı anlamak değildi. Tacize neden uğradığımızı düşünmeyi, kadınlara haksızlık olarak görürüm. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Görüşmecilerimin anlatılarını irdelediğimizde, bizi rahatsız eden her tavrın mutlaka bir taciz türüne girdiğini, bu türlerin birbiriyle kesiştiğini anlayabiliyoruz. Ancak, alt metinler gözümüze çarptığında ve sorulara yanıt verdiğimizde anladığımız bir şey daha var ki, çok can sıkıcı. İyice okuduğumuzda, dinlediğimizde, bir kadının “kadın” olduğu ya da “sadece kadın” olduğu için tacize uğradığını görüyoruz. Karşı tarafın ondan beklentisini -ki bu beklenti cinsellik, kapalılık ya da davranış bazlı olduğundan yine kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rollerine dayanır- karşılamayan kadın, tacizin binbir türüne maruz kalıyor. Dolayısıyla, kimse bizi giydiklerimiz, konuşma biçimimiz, bakışımız yüzünden taciz etmiyor. Kimse, bizi düşündüğü için, başımıza bir şey gelmesinden korktuğu için (hoş, ona ne) telefonumuza bakmıyor. Kimse bizi görmediği için burnumuzun dibine girmeye kalkmıyor. Kendinden altta gördüğü, alanımıza müdahil olma hakkını elinde bulundurduğunu sandığı için yapıyor bunları. Üstelik, sözde bir hak hissettiğinden, yaptığının taciz olduğuna inanmıyor.

Ne yapmalı?

İşin kötü yanı, tepkisiz kalıyoruz. Özellikle cinsel tacize uğradığımızda basiretimiz bağlanıyor, basıp gitmekten başka bir şey düşünmüyoruz. Önümüze bakıp yürüyoruz çoğu zaman, belki kaşlarımızı çatıyoruz. Sonradan pişman oluyoruz, niye bağırmadım, niye tepki vermedim diye. Bu sorunu çözmenin yöntemlerinden biri tepki vermek aslında. Bizim insan olduğumuzu, kendimize saygı duyduğumuzu, saygıya değdiğimizi madem bilmiyorlar, hatırlatmak zorundayız. Korkuyoruz bazen, evet. Dolmuşta tacize uğradığımızda bağırırsak mevcut kesimin kime kızacağını, kimi ayıplayacağını bilemiyoruz. Bundan susuyoruz, adamın yanında kesici bir şeyi olmasından korkup susuyoruz; bazen bağırmayı kendimize yediremiyoruz. Yine susuyoruz. Bazen çok saçma olduğunu bile bile çok utanıyoruz; örneğin Ş, kendi apartmanlarının asansöründe yaşadığı, neredeyse tecavüze varacak bir taciz tecrübesinden söz ederken şöyle diyor “Uğradığım taciz vakası duyulsaydı ya da tecavüze varıp duyulsaydı babam kıyameti koparır, beni apartmana rezil ederdi.” Korkuyoruz, haklıyız korkmakta; ama utanmakta haklı değiliz maalesef. Bir kere taciz kurbanı olduktan sonra, kendimizi utanca gömüp bir de utancın kurbanı olmamalıyız. Taciz eden biz değiliz, biz tacize uğrayanız, o utanmalı; biz değil.

Taciz sırasında susup, sosyal medyada bağırmak net bir tepki koyamayabilir; üzgünüm. Bu konuda hayran olduğum kadınlar da var; geçen gün bir arkadaşım yolda bize bakan bir adama iyi bir fırça çekti örneğin; adam “ben sana bakmıyom, binalara bakıyom,” dedi ama gitti de. Belki unutmayacak bu yaşadığını, belki güçsüz olmadığımızı öğrenmeye bir adım yaklaşmıştır o gün. Daha çok adımı var, o ayrı.

Yazıyı kapatırken, sevgili Dilan’a yardımı için, konuştuğum canım kadınlara anlatıları için teşekkür ediyorum. Kendinde hak görenlere de şunu söylemek istiyorum: Bu yaptıklarının hak değil taciz olduğunu öğreteceğiz. Sessiz kalmayarak, basiret bağlanmasına kurban gitmeyerek, her birimizin birer insan olduğunu, kendi aklımızın olduğunu, kendi kararlarımızı verebildiğimizi, duygularımızın, büyük de bir öfkemizin olduğunu göstererek öğreteceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 5 =